Kazım Karabekir’in Türk alfabesinin değiştirilmesi hakkındaki fikirleri

1928’de Türk alfabesinin kaldırılıp yerine Latin alfabesinin kullanılmaya başlanması âniden vuku bulmuş olmasına rağmen, bu fikrin neşvünema bulması çok daha evvellere gitmekteydi. Tanzimat devrinde birçok “münevverimiz” Kur’an harflerinin “terakkiye ve temeddüne mâni” olduğunu serdediyor, onların bu fikrine elbette karşı çıkanlar oluyordu. Bu, İttihatçıların da zihnini meşgul eden bir mesele olmuştu ve Enver Paşa bir nebze daha Garplılaşabilmek adına bir “inkılap” yapma teşebbüsü göstermişti: Latin alfabesinde olduğu gibi harflerin ayrı ayrı imlâsı. Enver Paşa imlâsı, yani “Hurûf-ı Munfasıla” İstiklal Harbi’nin hemen öncesinde, memleket kendini harp üstüne harp içinde bulurken, yani muhaberenin en mühim olacağı vakitlerde tatbike konulduğu için muvaffakiyetsizliğe uğradı. Rivayet odur ki Atatürk, Latin alfabesinin kullanımı hakkında, önce bu yeni alfabenin bir süre denenmesi tavsiyesine “Enver’in düştüğü hataya düşmeyeceğim” cevabını vermiştir.

Yukarıda bahsedildiği üzere, Latin alfabesinin kullanımıyla ve/veya en azından “elifbânın ıslahıyla” alakalı tarafdar ve muhalif fikirler Osmanlı devrinde de mevcuttu. Bunları kısaca hulâsa edecek olursak; mevcut hurûfun munfasılen yazılmasını ilk teklif eden Münif Paşa’nın yanı sıra, kardeşiyle beraber Arnavutlar’a yeni bir alfabe hazırlayan Şemseddin Sami de birtakım teşebbüslerde bulunuyordu. Hatta Islah-ı Huruf Cemiyeti isminde bir cemiyet bile teşekkül etti. Matbuatın en müessir isimlerinden, sıkı İttihatçı Hüseyin Cahid’in gazetesi Tanin de bu fikre destek vermişti. [1]

İstiklal Harbi akabinde ise bu mevzu ile alakalı tartışmalar hız kesmeden devam edecekti. Türk alfabesinin hıfzedilmesi gerektiğini savunan Kazım Karabekir, mütalaatını sarahaten, İzmir İktisat Kongresi’nde dile getirdi. Karabekir Paşa, bu harflerin tüm dünya Müslümanlarını temsil ettiğini söylüyordu ve kendisinin işaret ettiği en mühim hususlardan birisi, “ecnebilerin Türk yazısının fena olduğuna” dair fikriyatının Osmanlı toprağındaki gayrımüslimler tarafından filizlendirildiği idi. [2] Elbette, Paşa’nın ticaret ve Avrupalılar’ın Türk dostluğuyla alakalı endişeleri de gözden kaçmıyor. Aşağıda, Kazım Karabekir’in Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 17 Recep 1341/5 Mart 1339-1923 tarihli sayısında neşredilen beyanâtını aynen dercediyoruz:

7

İktisat Kongresi esnasında İzmir; Atatürk’ün arkasında solda Kazım Karabekir: “Karabekir Kâzım Paşa hazretleri” (Fotoğraf: www.izmiriktisat.org’dan alınmıştır)


Lâtin Harfini Kabûl Edemeyiz!

İktisad Kongresinde Bir Takrire Karşı Kazım Karabekir Paşa Hazretlerinin Müdellel ve Vâkıfâne Bir Mütalaası

İzmir: 3 – İktisad Kongresi’nin dünkü ictimaı nihayetinde Latin hurufunun kabulü hakkında riyasete verilen takrir İktisad Kongresi’nden ziyade maarifi alakadar ettiğinden dolayı mevki-i müzakereye vaz edilmemiş ve yalnız tecrübe ve tedkikat-ı hususiyesine istinaden Kazım Karabekir Paşa hazretleri tarafından beyanat-ı âtiyede bulunulmuştur:

“Bu mesele maarife ta‘alluk ettiği için bizim kongremizin iştigal edeceği mesâ’ilin haricindedir. Fakat çok zamandan beri bu mesele vakit vakit ortaya atılmaktadır. Bendeniz de bunun künhüne kadar uğraştığım için müsaadenizle birkaç söz söyleyeyim: Bu fikr bir zamanlar Avrupa’da herc ü merci mûcib oldu. Bu cereyan evvela orada başladı, bizim İslam hurufâtımız kâfi değilmiş, binaenaleyh Latin hurufatı alınmalı imiş; orada bazı arkadaşlarımız bu fikrin mürevvici oldular. Fakat neticede bunun felaketli olduğunu anladılar ve pişman oldular. Bu fikr müdhiş bir felaket olduğunu Arnavud kavmi de pek geç olarak anladı. Mea’t-teessüf arz ederim ki Azerbaycanlı arkadaşlarımız da bu felakete bugün düştü. Bu hususda hususî olarak bizden de fikir soranlar oluyordu.

Biz bunun vahametini ve bu harflerin değiştirilmesinin bugün kürre-i arz üzerinde yaşayan üç yüz elli milyon ehl-i İslâm’a aid olduğunu söyledikse de onlar anlaşılmaz bir şekl-i hurûf kabulü noktasına doğru yürüdüler. Arkadaşlar bugün hangi ecnebi ile görüşseniz ilk işiteceğiniz sözler: “Türkçe gayet güzel bir lisandır, kolaydır, fakat harfleri fenadır.” Bunlar bütün ecnebilerin ağzında ve sizinle ilk görüşen bir ecnebinin size telkin edeceği şeylerdir ve bu fikir ekseriyetle gayr-ı İslam insanlardan ibaret olan birtakım tercümanlar vasıtasıyla her tarafta ve hassaten İstanbul’da ecnebilere telkin edilmektedir. Bunlar bir ecnebi ile temasa geldiler mi Türkçenin yazısı gayet zordur ve öğrenilemez derler. O ecnebiler de bu sözleri aynen kabul ederler. Bizi kemirmek isteyen ve meatteessüf içimizde teb`a-i sâdıka diye asırlarca yaşayan herifler tarafından zerk edilen ve şeytankârâne olan bu fikirler bizi seven ve ırkımızla temasa gelen ecnebilerce şayan-ı kabul görülememektedir. Zira bizi seven Avrupalılar ve Avrupa’dan memleketimize gelmiş ve saf köylülerimizle veyahut ilm ü irfan hamûlesini tamamiyle hâ’iz olanlar ile görüşmüş bulunanlar Türk ırkına meftun olmuşlardır. Bu meftuniyyetlerini gizlemezler çünkü Türk müsafirperverdir. Sadıktır. Sözünde durur, fedakardır. Müsafirine karşı elinden geleni yapar, bu haslet dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Binaenaleyh bizi seven bu insanlar Avrupalı veya Amerikalı olsun bu hain ve iltizamkâr tercümanlar vasıtasıyla bizim lisanımızı öğrenmek dahi arzu etse bizim lisanımız güçtür diye propagandaya maruz kalınca öğrenmekten vazgeçer. Halbuki bir kavme iktisaden bağlanmak o kavmin lisanına hakim olan insanların çokluğu ile mütenasibdir. Bugün Amerika’da birkaç bin Amerikalı bizim dilimizi bilse bizim bütün emtiamız oraya gider ve bu suretle külliyetli servet temin edilir.

Binaenaleyh bugün bir kuvvet vardır ki o kuvvet bütün cihana karşı bu propagandayı yapıyor: Türk yazısı güçtür, okunmaz. Bendeniz bu mesele ile bizzat uğraştım ve Arnavutluk ihtilali içinde bulundum. Acaba bu Latince kabul edilebilir mi? Bu kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Her şeyden sarf-ı nazar bizim kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz ve binlerce cild âsârımız bu lisanla yazılmış iken büsbütün başka bir şekilde olan bu hilâfını kabul ettiğimiz gün en büyük bir felakette derhal bütün Avrupa’nın eline güzel bir silah verilmiş olacak, bunlar âlem-i İslâm’a karşı diyeceklerdir ki Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hristiyan olmuşlardır. İşte düşmanlarımızın çalıştığı şeytankârâne fikir budur.

Arkadaşlar, kucaktaki çocuklardan başlayan birçok yüzlerce yetimler bugün Şark Cebhesi’nde asker arkadaşlarımızın bizzat kendileri veya aileleri tarafından okutuluyor. En gabî bir köylü çocuğuna biz bir ay ile üç ay arasında kendi hurufatımızı ve gazetemizi okutuyoruz. (Alkışlar)

Binaenaleyh bizim hurufatımız okunmaz değil, belki hurufatımız dünyanın en güzel şekli ve öyle latif resmidir ki hiçbir lisanda bunun kadar tenevvu`u nazara sevim verecek yazı yoktur. İkinci bir nokta daha var ki bendeniz ecnebilerle iki sene Harb-i Umumi’de beraber çalıştım. Yazımız öyle hürdür ki onlarla karşı karşıya aynı şeyi not ederdik; ecnebiler aynı sahifeyi yazıncaya kadar on sahife yazar ve işimi bitirirdim. Almanca ve Fransızca hurufat hep böyledir. Sonra bizim dilimizi terennüm edecek hiçbir Latin hurufu yoktur. Bugün Fransızca huruf o kadar karışıktır ki bizim dilimizi kâbil değil terennüm edemez. Bu mesele inceden inceye tedkik edilmiştir. Binaenaleyh istirham ediyorum, zararlı olan -ki zararını bilhassa İslam bir kavim çekmiştir- bu gibi mesaili bırakalım, böyle fikirler içimize girmesin. Sonra büsbütün lâl ü ebkem olur ve bütün `âlem-i İslam’ı üzerimize hücum ettirir ve kendi aramızda birbirimizi yeriz. Gerçi bu teklif hiç şüphe etmiyorum ki samimiyet ve hüsn-i niyetle verilmiştir. Fakat başka taraflardan da pek kaba fikirler içimize zerk ediliyor. Bunlardan kendimizi sıyanet edelim.

Latin

[1] “Arap elifbasından Türk alfabesine”, Ayşe Hür, Radikal, 06/10/2013

[2] Kazım Karabekir, “Bizi kemirmek isteyen ve meatteessüf içimizde teb`a-i sâdıka diye asırlarca yaşayan herifler” diyerek kuvvetle muhtemel ki Ermeniler’i işaret etmektedir.