Osmanlı Matbuatında Kurban Bayramı

Evvelâ kıymetli kâri’lerimizin Kurban Bayramı’nı tebrik ederiz. Allah bu bayramı cümlemize hayırlı kılsın, hayırlara vesile etsin. Matbuat bir milletin hafızasının ve yevmî hayâtının tarihinin mühim bir kısmını işgal ettiğinden dolayı, matbuat hayatının en hareketli zamanlarında faaliyet gösteren Osmanlı gazetelerinde neşredilen bayram tebriklerinden bazılarını size arz etmeyi muvafık bulduk. Okuyacağınız satırlarda işgal ve harp senelerine dair yürek yakan tabirlere rastlayacağınız gibi, birçok satırda kendinizi Osmanlı saltanatının nihayetsiz görünen debdebesinin içinde de bulacaksınız. Aşağıya beş farklı gazetedeki fıkarâtı derc ediyoruz [1]:

İkdam gazetesinin 10 Zilhicce 1332 / 17 Teşrinievvel 1330 / 30 Teşrinievvel-i Efrencî 1914 tarihli nüshası:

(Salât-ı Îd-i Adhâ: Saat 2, dakika 5)

Îd-i Sa‘îd-i Adhâ

Zilhicceti’ş-Şerîfe’nin gurresi tekmîl-i sülüseyn i‘tibâriyle Çarşamba gününden mazbût olmasına bina’en bugünki Cum‘a günü Îd-i Sa‘îd-i Adhâ’nın birinci gününe şeref-müsâdifdir.

Bu münâsebet-i mübeccele ile dün gece cevâmi‘ ve mesâcid-i şerîfe minârâtı kanâdîl ile tenvîr olunduğu gibi mevâki‘-i mu‘tâdeden toplar endâht edilmiştir.

Hemen Cenâb-ı Hakk, bu îd-i celîl hürmetine millet-i Osmâniye ve Ümmet-i İslâmiye’yi nâ’il-i fevz ü zafer eylesin, âmin.

İkdâm Kurbân Bayramı’nı muhterem kâri’ ve kâri’elerine samîmâne tebrîk eder.

İkdam

Servet gazetesinin 10 Zilhicce 1320  / 24 Şubat 1317 / 9 Mart-ı Efrencî 1903 tarihli nüshası:

Îd-i Sa‘îd-i Adhâ

Alay-ı Vâlâ-yı Nebâhet-İntimâsı

Bu sabâh hâver-i şarkîden tulû‘-ı neyyir-i a‘zam nazar-ı Ümmet-i Muhammedî’de -tecelliyât-ı gûnâgûn-ı Sübhânî’ye mazhar olduğu için- gâyet âlî bir îd-i pür-me‘âlînin şeref-hulûlünü tebşîr etmiştir.

De’b-i kadîm-i kudsiyyet-vesîm-i hilâfet ü saltanat, îd-i mekârim-bedîd-i Adhâ’nın ilk gününde Alay-ı Vâlâ ile mu‘âyede-i hümâyûn-ı resm-i şevket-makrûnunun icrâsını müstevcib bulunmasıyla Halîfe-i Habîb-i Rabbü’l-‘Âlemîn, hâmî-i dîn-i mübîn, pâdişâh-ı diyânet-iktinâh ve şehinşâh-ı ulvî-penâh, velî-ni‘met-i bî-minnetimiz, pâdişâhımız efendimiz hazretleri salât-ı îd-i mağfiret-bedîdi edâ etmek niyet-i hâlise-i Hudâ-pesendânesiyle Alay-ı Vâlâ-yı nebâhet-intimânın Beşiktaş’ta Sinan Paşa câmi‘-i nûr-sâtı‘ında icrâsını irâde ve fermân buyurmuşlardır. Güzergâh-ı me‘âlî-iktinâh-ı hazret-i İmâmü’l-Müslimîn’de cünûd-ı zafer-mev‘ûd-ı şâhâne istâde-i mevki‘-i ta‘zîm ve binlerce teb‘a-i sâdıka-i mülûkâne safbeste-i tekrîm olmuşlardır.

Zât-ı kerrûbî-sıfât-ı cenâb-ı Emîrü’l-Mü’minîn bir gerdûne-i gerdûn-nümûna sâye-bahşâ-yı iclâl oldukları ve muvâcehe-i hümâyûnlarında şehzâde-i civân-baht devletlü Burhâneddîn Efendi hazretleriyle Ser‘asker devletlü atûfetlü Mehmed Rızâ Paşa kulları dest-i bersîne-i tevkîr ve tebcîl bulundukları hâlde câmi‘-i feyz-lâmi‘-i mezkûra sâ‘at bir buçuk râddelerinde şeref-muvâsalet buyurmuşlardır. Makâm-ı mehd-i ulyâ-yı Saltanat-ı Osmâniye devletlü ismetlü Kadın Efendi hazretleriyle Harem-i Sarây-ı Hümâyun erkân-ı ismet-nişânı gerdûne-nişîn oldukları hâlde kudûm-ı meyâmin-melzûm-ı hazret-i zıllullâhîye muntazır bulunuyorlardı.

Zât-ı sâmî-i hazret-i sadr-ı a‘zamî ile bilcümle vükelâ-yı fihâm ve müşîrân ve vüzerâ-yı izâm ve ulemâ-yı a‘lâm ve bendegân-ı sıdk-ittisâm ve ümerâ-yı benâm taraflarından kemâl-i ta‘zîm ve ihtirâm ile resm-i istikbâl icrâ kılınmıştır.

Salevât-ı mes‘adet-âyâtı îd edâ ve ed‘iye-i mefrûza-i hazret-i tâcdârî ref‘-i kabûlgâh-ı Cenâb-ı Rabb-i Vahîd edildikten sonra erîke-nişân-ı hilâfet ve şeref-bahşende-i taht-ı saltanat, zıll-i zalîl-i perverdigâr efendimiz hazretleri resm-i şevket-vesîm-i mu‘âyedeyi icrâ zımnında Dolmabahçe Saray-ı Hümâyunu’nu vukû‘-ı teşrîf-i me‘âlî-redîf-i mülûkânelerine yine gerdûne-süvâr-ı izz ü satvet olmuşlar ve rikâb-ı kamer-tâb-ı şâhânelerinde vükelâ-yı fihâm, müşîrân-ı izâm, ulemâ-yı a‘lâm ve ricâl ü bendegân ve sâ’ir vezât-ı sıdk-ittisâm alâ-merâtibihim bulundukları hâlde müşa‘şa‘ ve mübedbeb bir alay ile câmi‘-i nûr-sâtı‘dan hareketle sâhil-sarây-ı hümâyûn-ı mezkûru sâ‘at ikiyi çâr-ı yek geçe şeref-muvâsalet-i mülûkâneleriyle reşk-i cinân buyurmuşlardır.

Zât-ı me‘âlî-simât-ı tâcdâr-ı ekremî dâ’ire-i mahsûsa-i hilâfet-penâhîlerinde istirâhatden sonra resm-i celîl-i mu‘âyedenin icrâsına bede’ ve mübâşeret kılınmasını emr ü fermân buyurmuşlardır.

Resm-i âlînin hîn-i îfâsında bizlere Cenâb-ı Hakk’ın en büyük bahşâyiş ve ihsânı olan zât-ı kudsî-sıfât-ı hazret-i pâdişâhî zîb-efzâ-yı serîr-i şevket-masîr olmuşlar ve taht-ı zerrîn-i hilâfet-i kübrânın zahrında Mâbeyn-i Hümâyûn-ı cenâb-ı mülûkâne erkân-ı ricâli ve yemîn ü yesârında ma‘iyyet-i me‘âlî-menkabet-i hazret-i şehriyârî yâverân-ı sadâkat-nişânı ve bil‘umûm bendegân-ı cenâb-ı cihânbânî dest-i bersîne-i ubûdiyyet ve tekrîm ve muvâcehe-i dîhîm-i celâ’il-vesîmde hademe-i hâssa-i şâhâne ve Mûsîkî-i Hümâyûn ümerâ ve zâbitân ve efrâd-ı musâdakat-mu‘tâdı safbeste-i tekrîm bulunmuşlardı.

Dîdene-i (de’b-i?) dîrîne-i hilâfet-muktezâ-yı satvet-nümâsı olduğu üzere evvelâ şehzâdegân-ı civân-bahtân hazerâtı huzûr-ı füyûz-nüşûr-ı şâhinşâh-ı a‘zamîye duhûl şerefiyle kâmrân olup îfâ-yı vecîbe-i tebrîk ü tehniyet eylemelerini müte‘âkib Nakîbü’l-Eşrâf semâhatlü efendi hazretleri cîbîn-sây-ı zemîn-i rıkkiyet olarak da‘vât-ı mefrûza-i cenâb-ı Emîrü’l-Mü’minîn ile tartîb-i lisân ve tezyîn-i cinân etmişlerdir.

Bundan sonra Sadr-ı A‘zam fehâmetlü devletlü Ferîd Paşa hazretleriyle bilcümle vükelâ-yı fihâm ve müşîrân ve vüzerâ-yı izâm ve ümerâ-yı besâlet-ittisâm ile ricâl-i kirâm şeref-i dâmen-busî-i taht-ı me‘âlî-baht-ı Osmânî ile bekâm buyurulmuşlardır. Mensûbîn-i sunûf-ı mülkiye ve askeriye bu vechle resm-i mu‘âyedeyi icrâdan sonra Şeyhülislâm devletlü semâhatlü Cemâleddîn Efendi hazretleri ve devletlü siyâdetlü Şerîf Abdullâh Paşa hazretleri huzûr-ı me‘âlî-mevfûr-ı hilâfet-penâhîye duhûl-ı şeref-i âlem-bahâsına mazhariyyetle zât-ı sâmî-i fetvâ-penâhî tarafından ârâyiş-zebân-ı İslâmiyân ve müterettib-i zimmet-i ubûdiyyet-i Osmâniyân olan du‘â-yı füzûnterî-i eyyâm-ı ömr ü iclâl ve tevâfür-i şân ü ikbâl-i hazret-i mülkdârî ba‘de’l-edâ resm-i güzîn-i dâmen-bûsî îfâ kılınmıştır. Resm-i âlî-i nebâhet-tevâlî-i mu‘âyede icrâ edildikten sonra sâye-i Rabb-i Mennân ve şehriyâr-ı fârûk-tüvân efendimiz hazretleri dâ’ire-i feyz-i bâhire-i hümâyûnlarında bir müddet istirâhat etmişler ve ba‘dehû gerdûne-nişîn-i ikbâl oldukları ve muvâcehe-i şâhânelerinde şehzâde-i civân-baht devletlü necâbetlü Burhâneddîn Efendi hazretleriyle Ser‘asker devletlü atûfetlü Rızâ Paşa kulları bulundukları hâlde sarây-ı mu‘allâ-yı hilâfet-penâhîlerine sâ‘at beş buçuk râddelerinde şeref-mu‘âvedet buyurmuşlardır.

Esnâ-yı avdet-i mülûkânede dahî asâkir-i mansûre-i şâhâneleri ile halîfe-i a‘zam ve pâdişâh-ı ekrem efendimiz hazretlerinin dîdâr-ı füyûz-nisâr-ı hümâyûnlarını rü’yet-i şeref ve sa‘âdetine mazhariyyet için şitâbân olan binlerce esdıkâ-yı ahâlî bâ-kemâl-i sıdk ü ihlâs “pâdişâhım çok yaşa” zemzeme-i du‘â’iyyesini A‘lâ-yı İlliyyîn’e îsâl eylemişlerdir.

Servet

Îd-i Sa‘îd-i Adhâ münâsebetiyle kâri’lerini tebrîk eyler.

Servet

Servet-i Fünûn gazetesinin 9 Zilhicce 1316 / 8 Nisan 1315 / 20 Nisan 1899 tarihli nüshası:

Tebrîk-i Îd-i Adhâ

Şeref-hulûl eden Îd-i Sa‘îd-i Adhâ’yı

Mübârek eyleye Mevlâ şeh-i cihân-bâna

O pâdişâh-ı kadr-i kudret ve hümâyûn-baht

Ki sevk-i lutfu ile geldi sahn-ı imkâna

Bütün bu feyz-i sa‘âdet, bu neşve-i ikbâl

Döner bu sâyede her yer riyâz-ı handâna

Hemân te‘âkub-ı a‘yâd-ı mes‘adet-gâyât

Neşât-ı kalb nisâr eyledikçe devrâna

O şehriyâr-ı hilâfet-me’âb ve devletyâr

Şeref-medâr ola taht-ı celîl-i Osmân’a

Servet-i Fünun

Tanin gazetesinin 10 Zilhicce 1329 / 19 Teşrînisâni 1327 / 2 Kânûn-ı Evvel-i Efrencî 1911 tarihli nüshası:

Tanîn

Îd-i Mübârek-i Adhâ münâsebet-i mübeccelesiyle muhterem kâri’lerine takdîm-i tebrîkât ve tes‘îdât eyler.

Siyâsiyyât

Bayram

Derne vapurunun İtalyanlar tarafından yolda çevrildiği bayramın ilk günü şâyi‘ olmuştu. Bu haber mahâfil-i siyâsiyyede büyük bir te’sîr hâsıl ediyor, herkes bu havâdisi tahkîke koşuyordu. Alınan cevâb bu bâbda hükûmete resmî bir haber gelmemiş olduğu te’mînâtından ibâret idi. Derne vapurunun çevrilmesi şâyi‘ası mu’ahharen tekzîb edildi. Fakat arkasından İtalya’nın notası, ültimatomu ve i‘lân-ı harbi geldi.

Geçen bayramda Osmanlılar ve bütün Müslümânlar için başlayan bu şâyân-ı te’essür tecâvüz el-ân devâm ediyor. Trablusgarb’da bayram toplarının aks-i sadâsı henüz sönmeden İtalyan eşkıyâsının top sesleri gürlemeğe başladı. Bugün Kurbân Bayramı’dır. Biz burada bir vazîfe-i dîniyye îfâ ederek kurân kesiyoruz. Trablusgarb’da İtalyanlar bizim kardeşlerimizi, çocuklarımızı kurbân ediyorlar, Osmanlı ve Müslümân kanından seller akıtıyorlar.

Âlem-i İslâm’a bir şevk ve neş’e getirmesi tabî‘î olan bayram bu def‘a gamlı düşünceler, ebedî mâtemlerle hulûl ediyor. Bu hiss yalnız Memâlik-i Osmâniye’ye münhasır değil, dünyânın neresinde bir Müslümân kalbi çarpıyorsa oraya da şâmildir.

Eğer şu felâket bizim kalblerimizde yalnız te’essür, yalnız ye’s ve hüzün tevlîd etmeyip bir intibâh tevlîd edebilirse buna şükretmelidir. Böyle bir intibâh husûle gelmeyecek olursa asıl o zamân ye’slere düşmelidir. Çünkü artık Şarklılar’ın asr-dîde uykudan, atâletden, gafletden uyanacakları bir zamândır.

Biz kendi hâlimizde cehl içinde vakt geçirirken, her gün bir parça daha inhitâta meylederken ortada Garb âlemi sür‘atli bir tekâmül geçirerek şu dakîkada medeniyyetin en ileri noktasını tuttu. Şimdi yeryüzünde muhâfaza-i mevcûdiyyet edebilmek için şiddetli bir rekâbete göğüs germek mecbûriyyeti hâsıl oldu. Bu mecbûriyyet karşısında bulunduğumuz zamân kendimizi karşımızdakilere nisbetle silâhsız, vukûfsuz, vâsıtasız ve çâresiz gördük.

Bundan sonra ne yapacağız? Eğer şimdiye kadar geçirdiğimiz hayâtın gafletleri, hulyâları, rü’yâları içinden sıyrılıp çıkmağa katlanamayacak isek bundan sonra her bayramın bize yeni bir haber-i felâket getirmesine intizâr etmeliyiz. İleri gitmemekte ısrâr edenler her gün yeni bir darbeye ma‘rûzdurlar. Şark ya terakkî kânûn-ı umûmîsini derk ederek bunun icâbâtına tevfîk-i hareket edecek, yâhûd Avrupa medeniyyetinin tefevvuk-ı mâddîsi altında ezilip kalacaktır.

Bugün Hükûmet-i Osmâniyye, Şark’ın yegâne mu‘azzam ve muntazam kuveti, Şark’ın âkıbetinin bütün mes’ûliyyetini der‘uhde etmiş bulunuyor. Şark’ın selâmeti, istikbâli Hükûmet-i Osmâniyye’nin ta‘kîb edeceği hatt-ı harekete bağlıdır. Osmanlılar şu dakîka-i târîhiyyenin bütün ciddiyetini, vahâmetini pek güzel anladılar, [1]324 inkılâbı bunun mahsûlüdür. Bugün Şark bütün hayâtını oynuyor. Netîcede nîm-gâlibiyyet yâhûd nîm-mağlûbiyyet ihtimâli yoktur: ya hep ya hiç, ya kurtulacak ya batacak. Çünkü artık beklemeğe, savsaklamağa, avutmağa zamânın müsâ‘adesi yoktur. Meşrûtiyyet’in i‘lânı bütün Şark’ın yaralarını müzmin hâlden hâdd hâle getiren bir teşebbüs-i azîm oldu. Bütün şifâyı bu teşebbüsden bekliyoruz. Onun için tekmîl basîret, dikkat ve hamiyyetimizi sarf ederek vatanı ve Şark’ı kurtarmak lüzûmu karşısında yükselmeliyiz.

Memleketin ahvâl-i dâhiliyyesi acabâ bu bâbda bize ne dereceye kadar ümîd verebilir? Şübhesiz ki serî‘u’t-te’essür olan zâtlar ahvâl-i dâhiliyyetimizin, husûsiyle ihtirâsât-ı siyâsiyyenin arz ettiği çirkin tezâhürâtdan nevmîd olmağa meyyâldirler.

Fakat biz hiçbir zamân ümîdimizi kesmiyoruz ve istikbâle emîn ve mütebessim bir nazarla bakıyoruz. Bu milletin kâbiliyyetin anlamak, bu milletin ne azîm fedâkârlıklara müsta‘idd olduğunu, ne büyük buhrânlardan sıyrılıp çıkabileceğini görmek için yaygaracı, gürültücü ve patırtıcı ba‘zı mahâfilin dedikodularına binâ-yı hükm etmek yanlış bir hareketdir. Asl bu milletin menâbi‘-i hayâtiyyesine, rûhuna infâz-ı nazar etmelidir. Biz kendi müşâhedâtımıza istinâd ederek bu memleketde fikr-i teceddüd ve ıslâhâtın her sadmeye mukâvemet edecek kadar kuvvetli olduğuna ve bu müşkil dakîkaların elbette hüsn-i sûretle imrâr edileceğine îmânımızı muhâfaza ediyoruz.

Bizim bu bâbdaki emniyyet ve itmi’nânımızı en çok takviye eden cihet makâm-ı mu‘allâ-yı saltanatda Sultân Mehmed Hân-ı Hâmis hazretleri gibi bir pâdişâha mâlik olmaktır. Osmanlılar Meşrûtiyyet’in ilk pâdişâhı olan Sultân Mehmed Hân-ı Hâmis hazretlerini ilk dakîka-i cülûslarında kalblerinin en derin hissiyât-ı hürmet ve ta‘zîmi ile karşıladılar. O dakîkadan i‘tibâren hiçbir vak‘a-i mühimme-i dâhiliyye geçmedi ki Osmanlılar’ı sevgili hükümdârlarına bir kat daha bağlamağa bir sebeb teşkîl etmemiş olsun. Memleket dâhilî ve hâricî bir müşkil karşısında kaldıkça hükümdâr-ı muhteremini daha çok seviyor. Çünki böyle zor dakîkalarda onun kıymetini, onun temiz, necib ve büyük kalbinin, rûhunun ulviyetini daha iyi takdîr ediyor.

Sultân Mehmed Hân-ı Hâmis hazretlerinin bu kadar hekîmâne, bu kadar hayr-hâhâne ve fedâkârâne idâre ettikleri bu memleket ba‘zı sathî-nazar müdekkiklerin birdenbire iddi‘â edebilecekleri gibi hercümerc hâlinde değildir. Bütün bu ihtirâsâtın, bütün bu entrikaların, dedikodular arasında memleketin pâk, fedâkâr ve hamiyyetli kuvvetlerini bir huzme-i azm ü metânet hâlinde toplamış İttihâd ve Terakkî kuvveti var ki hâricî düşmanlar memleketi inhilâle sevk etmek için ne kadar bizi birbirimizden ayıracak entrikalar yapıyorlarsa o İttihâd ve Terakkî kuvveti de memleketi toplamak ve toplu tutmak, memleketde muntazam teşkîlât vücûda getirmek için o kadar azm ü metânetle çalışıyor. Vatanın her tarafına, en ücra köşelerine varıncaya kadar her cihetine nüfûz etmiş olan İttihâd ve Terakkî kuvveti her yerde bir nesg-i hayât gibi intizâm, sebât, vatanperverlik, hamiyyet, ıslâhât ve teceddüd fikirlerini sokmakta. Böyle muvaffakiyetle devâm ettiği müddetçe istikbâle bir nazar-ı ümîd ve emniyyet ile bakanlar elbette haklıdırlar.

Hüseyin Câhid

Tanin

Tarik gazetesinin 10 Zilhicce 1307 / 15 Temmuz-ı Rûmî 1306 / 27 Temmuz-ı Efrencî 1890 tarihli nüshası:

Ey şehinşâh-ı mekârim-güster

Îdini eyleye mes‘ûd Hudâ

Esdikâ-yı ni‘amınla dilşâd

Bendegânı kereminle ihyâ

Eden ancak yed-i iltifâtındır

Rûz ü şeb etmeliyiz şükr ü du‘â

Her îd-i sa‘îd ni‘am-ı hazret-i veliyyü’n-ni‘amîyi tezkâr için bahşende-i şevk-i cedîd olmakla işbu Îd-i Adhâ dahî şehriyâr-ı inâyet-perver ve tâcdâr-ı ma‘âlî-güster efendimiz hazretlerinin tahattur-ı inâyetiyle esdikâ-yı bendegânı meşgûl-ı du‘â etmiştir.

Lâzıme-i ubûdiyyeti îfâda matbû‘ât-ı müsâbakat-nümâ-yı ikdâmât olageldiği gibi Tarîk sadâkat-ı refîki dahî îfâ-yı vazîfede dâmen-bemyân-ı (?) ikdâm ve işbu îd-i sa‘îd vesîlesiyle atebe-i hazret-i pâdişâhîye meblağ-ı hissiyât-ı enâmdır.

Yâr ü agyâr musaddık-ı inâyât-ı şehriyâr-ı me‘âlî-girdâr iken nasıl mümkin olur ki gazeteler îfâ-yı vazîfede tecvîz-i kusûr etsinler?

İhsân ü inâyet-i hazret-i pâdişâhî ile perverde olan gazeteler kulûb-ı halkdaki şükrân-ı firâvân için birer tercümân-ı râst-beyândırlar. Bu îd-i sa‘îd dahî ikdâmât-ı mülk-perverî-i şehriyârînin zamân-ı kemâl-i masrûfiyyeti olduğundan o ikdâmât için ayrıca halk nâmına olarak îfâ-yı teşekkürât ve tahmîdât ederiz.

Pek büyük mu‘azzılât-ı umûr için efkâr-ı sâ’ibe-i hazret-i pâdişâhî bendegâna bedreka-i isâbet ve hakîkat olarak muktezâ-yı hâl ve mevki‘-i devlet ittihâz-ı mukarrerât-ı selâmet-gâyet olunuyor.

Terakkiyât-ı memleket hakkında mütemâdiyyü’l-in‘itâf olan envâr-ı inâyât-ı seniyye ifâza-bahş-ı efkâr-ı sıgâr ü kibâr olarak meslek-i terakkî umûm için meslek-i müttehaz hâline gelmiş ve umûm bendegân vazîfe-i resmiyyelerini îfâda hemîşe nokta-i terakkîyi teveccühgâh ittihâz etmelerine mümâsil teb‘a-i hazret-i pâdişâhînin her ferdi sâye-i terakkî-vâye-i hazret-i şehinşâhîde kesb-i kemâlâta sa‘y etmekte olup bu hâlâtın sebebi mahzâ velî-ni‘met efendimizin iltizâm-ı meslek-i terakkî eylemeleri mâddesi idüğü âzâde-i iştibâh bulunmuştur.

Servet-i memleketin vesâ’it-i terakkiyâtından olan turuk ve ma‘âbirin inşâ’âtı ve vesâ’it-i nakliyye ihdâsâtı revâc-yâb-ı teşvîk olmakla mülkümüzün hemân her tarafında bu yolda teşebbüsât germî üzere cereyân etmekte olup memâlik-i ecnebiyyeden celb-i sermâye-i mâddî ve ma‘nevî için her gûne teşvîkât icrâ buyurulmakta ve efgendegî-i atâlet hâlinde kalmış bulunan bâzuvân-ı erbâb-ı sa‘y ü amel hüsn-i istihdâm kılınmaktadır.

Cümlemize vird-i zebân-ı ubûdiyyet ve musâdakat olan ed‘iye-i devâm-ı ömr ü ikbâl ve fer ü iclâl-i hazret-i veliyyü’n-ni‘amîyi tekrâr ile hatm-i giriftâr-ı tebrîk-âsâr eyleriz.

 

Îd-i ber-bâlâ-yı îd eyler hemân

Esdikâ-yı bendegân-ı devletin

 –

Fırak-ı nâssa her zamân memdûd ola

Adl ile zıll-ı zalîl-i re’fetin

Âmedî-i Dîvân-ı Hümâyûn Ser-Âmedân hulefâsından Sürûrî Paşazâde şâ‘ir-i şîrîn-güftâr sa‘âdetü Nazîf Beyefendi’nin îdiyye-i musâdakat-perverânesidir:

 

Zıll-ı Hakk Sultân Hamîd Hân’ın şu‘â‘-ı şevketi

Gark-ı nûr-ı mes‘adet kıldı bu mülk ü milleti

Hâ’iz-i feyz-i Hudâ’dır zât-ı ulvî-hasleti

Reşk-i aktâb-ı felekdir mihr ü mâh-ı re’feti

 –

Ders alur erbâb-ı hikmet levh-i fikrinden ânın

Müşkilât-ı dehri fasl eyler şi‘âr-ı hikmeti

 –

Devr-i feyzâ-feyzinin her rûzu bir îd-i sa‘îd

Sâha-ârâdır demâdem adl ü dâd ü necdeti

 –

Mazhar-ı tevfîk-i Hakk’dır masdar-ı cûd ü kerem

Mülkü ma‘mûr eyledi sarf etti nakd-i himmeti

 –

Hakk hamd ü şükrünü kâbil midir îfâ ki biz

Ahd-i mes‘ûdunda bulduk bunca fevz ü rif‘ati

 –

Borcumuz ancak du‘â zât-ı velî-ni‘mete

Berkarâr olsun cihânda mihr-i şân ü şevketi

*

Müşîrân-ı izâmdan Eşref Paşa hazretlerinin mahdûmu Rüşdî Bey’in manzûmesidir:

 

Pâdişâhım îdini îd-i hubûr etsin Hudâ

Haşr’e dek ömrün medîd etsin Hudâvend-i Mecîd

 –

Îd-i Adhâ ki ede mes‘ûd Rabb-i Müste‘ân

Ebr-i lutfundan cihân olmaktadır hep müstefîd

 –

Pâdişâhım çok yaşa der dâ’imâ Rüşdî kulu

Mihr-i adlin matla‘ıdır Hazret-i Gâzi Hamîd

Tarik

İlaveten, pek de “Osmanlı matbuatı” vasfı taşımayan Hakimiyet-i Milliye’nin de iki nüshasından (8 Zilhicce 1338 / 23 Ağustos 1336/1920 ve  13 Zilhicce 1338 / 28 Ağustos 1336/1920) Kurban Bayramı tebriği:

Tebrîk-i Îd

Şeref-takarrüb eden Kurban Bayramı’nı umûm Müslümânlara tebrîk ederiz. Cenâb-ı Hakk Müslümânları vikâye ve i‘lâ, düşmaların kahr ü tedmîr etsin, âmin.

HM1

Kurbân Bayramı

Kurbân Bayramı, mâtemli günlerin ikinci bayramı!

Bu da yine İstanbul’suz, İzmir’siz ve… Bursa’sız geliyor, ve belki de öyle geçecek!

Son senelerin târihi, zâten dâ’imî, bitmez tükenmez bir bayram, bir kurban bayramı oldu.

Evet, Trablus’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Irak’da, Tirol ve Galiçya’da harb eden kahramân Mehmedçik’in her günü bir bayram, fakat kanlı, kurbanı çok bir bayramdı.

Çünki ecdâdın bize yâdigâr bıraktığı an‘aneler diyor ki: Harb Türk’e bayramdır!

Bugün, bütün bir hırs ve zulüm cihânına karşı harb eden Türk’ün, pek mübeccel ve ulvî bir emel ve ârzusu var: O bugün, izzet-i nefs için, esâreti kaldırmak için, İngiliz kapitalizminin zincirlerini kırmak için harb ediyor…

Zâten böyle bir harb, böyle bir cidâl yalnız ve yalnız ona, Türk’e hâssdır.

Çünki yalnız o dur ki senelerden beri, bir tek gâye için çalışmıştı, ve yine bir tek gâye için çalışıyor, ve o gâyeyi her hâlde elde edecek: yaşamak ve hür yaşamak!

Bugün Kurban Bayramı, evet bu bir bayram… fakat yine kan, yine hicrân, yine mâtem, yine elem içinde geçen bir bayram…

Ramazân Bayramı’ndan beri, gösterdiğimiz kahramânlıklar, bize kaybettiklerimizden birçoğunu i‘âde ettirdi. (Mar‘aş, Ayntab, Adana) Cidden fedâkârlık, azm ve cesâret şâheserlerini gösterdi…

Bu vesîle ile tekrâr edelim ki karşımızda cebîn, hem pek cebîn bir düşman var. Çanakkal‘a’da zaferler doğuran Türk, onun üstadlarına kahramanlık dersleri verdi… Azimimizde büyük bir şiddet ve metânetle sebât edelim, bu sebâtımız dün bir Mar‘aş ve Ayıntab elde ettiği gibi bugün bir Bursa, yarın bir İzmir, ve elbette bir İstanbul elde eder ve edecektir.

Türk’ün metâneti, izzet-i nefsi vardır ve başlayan bu yaşamak cidâlinde, yine kan borcunu da, mâl borcunu da verecektir. O fedâkârdır… o kahramândır, çünkü Türk’dür.

Düşüncemize daha büyük bir azm ve şiddetle sarılırken her hâlde gelecek bayramı, kan, mâtem, hicrân içinde değil, yeni bir hayâtın temiz ve sâf muhîtinde neş’e, ferah ve sevinç içinde geçireceğimize i‘timâd edelim.

HM2

[1] Mezkur gazetelerdeki müşrikâne ifadelerden nâşir ve kâtipleri mesuldür. Biz sadece fıkraları buraya derc ediyor ve bir Müslümanın şirkin nerede başladığını bileceğine inanıyoruz.